Oğuz Reşat Sipahi

http://www.sipahi.tk

İnsanoğlu tekrardan kaçabilecek bilinç ve algı düzeyinden uzak olduğu için tarih tekerrürden ibarettir... Takımı buraya taşıdıkları için müteşekkir olduğumuz yönetim "arkasındayız!" mesajını verdikten sonraki iki-üç haftalık sürecin ardından, Hüseyin Kalpar Hoca da değirmen taşına dayanamayanlar kümesinin yeni üyesi olarak Göztepe tarihindeki yerini aldı. Forvete beşinci, altıncı tercihini almanın/aldırmanın/alınmasına razı olmanın cezasını çekti. Bize de çektirdi, çektirecek de... Geçen sene takımın ligde kalmasına katkılarından dolayı Hüseyin Kalpar'a teşekkürler.


Bunların olacağını ön görüp, hatta Sayın Başkan İmam Altınbaş'ın yüzüne defaten söyleyebilmek; üzülmeyi engellemiyor. Pek çok kere söylediğimiz, yıllarca yaşayarak öğrendiğimiz, yönetimce öğrenilmesi için de çaba harcadığımız ama öğrenilmesini başaramadığımız; Göztepe'de teknik direktör istikrarı isteniyorsa, özellikle iç sahada yenilmeyecek bir takım gerekiyor. Bu da ortalamanın çok çok üstünde iyi kadro ya da ortalamanın az üzerinde iyi kadro+üst düzey seyirci baskısı+gol atabilmek demek. Mümkünse bunların hepsi birarada olmalı. Zaten iç sahada kazanma oranın yüksek olursa hemen her zaman ilk üç içinde oluyorsun.


Göztepemiz Altınbaş dönemindeki iki şampiyonlukta da bir ya da iki üst ligin futbolcu ve teknik adamları (Özcan Kızıltan, Buca'dan gelenler, İlhan Şahin vs ya da Akif Basaran, bir üst ligden gelenler vs)+idari menajer benzeri iki karakter; Barış Güçlü ve Ali Gültiken ile başarılı oldu. Şu anki kadroda üst ligden oyuncu var mı? Gelen var da hala orada oynayabilecek sayı??? Başkan pek çoğunlukla İzmir'de bulunmadığı gibi, idari menajer de yok. Teknik direktörümüz de, Süperlig'de takım çalıştırmayalı çok olmuştu, zaten gitti de...Bundan sonrası??? Hüseyin Kalpar Hoca'nın gideceği haftalar önce belli olmasına rağmen B planı hazırlayamamış gözüken yönetimimiz bilir...

Lakin, kendi yorumumuzu da paylaşmak isteriz. Takımı Süperlig'de de taşıyabilecek bir teknik direktör, devre arasına kadar mümkün olduğunca iyi puan toplayabilmek için gerekli stadyum ve/veya bilet fiyatı değişiklikleri (Seyirci baskısı değişkenini lehe çevirebilmek için Alsancak Stadı ya da, Atatürk Stadı için sınır değer 10-12.000 kişiyi aşmak için 5 -1TL biletler) , motivasyon toplantıları (yemek, menajer vs) belki altyapıdan oyuncu alma (her hafta gol atan Fırat???) hamleleri ve devre arası iki üç nokta transfer belki ümitleri gerçek yapabilir.

Hayatta hiçbir şey yapmadan ancak karbondioksit üretebilir insanoğlu, o da kısıtlı bir süre... Duruma müdahale edilmezse de, ancak olanların olmaya devam etmesi izlenebilir. Filmin senaryosunun artık değiştirilmesi dileğiyle...

Her şey sadece Göztepe’miz için...

Oğuz Reşat Sipahi

http://www.sipahi.tk

Sene başından beri takım iç ve dış saha farketmeksizin gol atmakta zorlanıyor.

Evet bunda Hüseyin Kalpar'ın da, oyuncuların da payı var.

Ya yönetim?

Forvet transferinde bu kadar geç kalın diye Hoca mı söyledi?

Hadi bunların hepsi oldu...

İlk altı haftanın kanser edici olacağı da belliydi ve etti...Bu kanser sürecinde evet takım gol atamadı, atamıyor... Lakin, kötü oynadığını söylemek de zor. Hatta bence çoğunlukla iyi oynadı.  Pozisyona giriyor bazı bazı zor olsa da ama hep kolay kaçırıyor. Ki evet bu maçta Samsun ve Rize açına göre daha az pozisyona girdik. Girdiklerimizi de ya hakem yedi, ya oyuncular...

Hakem nasıl yedi? Yine penaltı vermeyerek... Yine kırmızı kart kullanmayarak...

Hakemler sürekli hakkımızı yiyorlar... Yönetim ise "mute" tuşuna basılmış gibi...

İnsan Bilgin dönemini anmadan edemiyor ki hakemler hakkımızı yemeye cüret bile edemezdi.

Evet altı maçtır pekçok penaltımız verilmedi. Bu maçta da verilmedi.

Tüm bunlara Hüseyin Kalpar'ın cılız sesi dışında kimse tepki vermedi.

Yönetim sessiz kaldı, kulağının üstüne yattı, yatmaya devam ediyor.

Bir de şu var. Alsancak Stadı olsa o penaltılar bu kadar kolay es geçilemezdi.

6500-7000 taraftar takımı ileriye gitmeye, hücum prese çok daha kolay iterdi.

O kırmızı kartın üstüne yatılamazdı...

Hakemler taraftarı tahrik etmeye bu kadar cesaret edemezdi.

İlla ki Atatürk Stadı diyenler kimlerse... İşte sonucu... Üç maçta dört puan, beş puan kayıp. Verilmeyen penaltılar, kırmızı kartlar.

Hakkımızı avurduyla götürdüler, yemeye devam ediyorlar...Bu gidişle aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yiyecekler.

Taraftara gelince... Cefakeş Göztepe taraftarı yine işin başındaydı. Elinden geleni yaptı. Ne mutlu ki kapalının sağı ve solu karşılıklı tezahürat yapmayı başardı. Takım da bu dakikalarda  hareketlendi. İronik olarak tribün durunca, takım da durdu. Neyse ki protestolar esnasında gol yenmedi. Kendi adıma maç bitmeden yapılan protestolara katılamıyorum. Futbolda son dakikaya kadar herşey mümkün (Bakınız Rizespor maçı). Bu ülkede de  hiçbirşey oluncaya kadar olmuş sayılmaz. Taraftar teknik direktör Hüseyin Kalpar'a protestoda haklı olabilir ama keşke protesto maçtan sonra yapılsaydı...

Takımdan bahsedecek olursak, defans giderek oturuyor. Son dört maçta tek gol yediler. Bu maçta da net pozisyon vermediler. Ofans ise yerinde saymaya devam ediyor. Kulelerimizi birarada oynatmayıp (ya da 10 dk oynatıp), oynayanlara da isabetli orta yapamamaya devam ediyoruz. Şut çekme özürümüz de fazla geçmedi. Maçın flaş adamı Halil  son vuruşa ya da ortaya kadar harika ötesi ama o noktada kendini geliştirmesi gerek. Sağ ayağını daha da geliştirebilmek için de önünde uzun seneler var, umarım kullanır. Dilaver'den herkes çok daha fazlasını bekliyor. Kaptan İlhan elinden geleni yapıyor ama agol yollarına daha fazla yaklaşmaya çalışırsa kısırlığa belki tekrar çare olmaya başlar. Ali'nin sakatlığı umarım ciddi değildir. Twitter'ını da kapatıysa kötü olmamş. Bu arada bu lige göre çok "light" ya da "çıtkırıldım" bir hücum tarzımız devam ediyor. Şaban ve Bedi ile başlasak ya da daha uzun süre çift forvet oynasak farklı olur muydu? Bu noktada Hoca değiştirmenin faydası olur mu? Olma olasılığı da, olmama olasılığı da var. Tahmin etmek zor. Hayat kontrol grubu olmayan, tek kollu, ileriye dönük olarak çeşitli müdahalelerin sonuçlarının tek yönde yaşandığı ve sonuçlandığı bir süreç. Ben kendi adıma istikrardan yanayım. Bununla birlikte şampiyonluk sözde değil özde isteniyorsa, Göztepemizi yönetenler tarafından, stad değiştirmenin ve hakemlerin bu olumsuz tavrı konusunda sert tepki vermenin faydalı olma olasılığının çok daha yüksek olduğunu düşünüyorum. İsteyenin bir yüzü kara... Alsancak Stadı tribünün takımı ileri itmesinin daha kolay olduğu bir mekan... Verilmeyen penaltıların hesabını Hoca kadar yönetim de sormalı. Şampiyonluk isteniyorsa olmazsa olmazlar; hakkını savunabilen yönetim, başkanlık yapan bir Başkan ya da görevini yapacak Ali Gültiken benzeri bir kişi gerekiyormuş gibi gözüküyor.

Evet altı haftalık bekleme süresi  bitti. Takım an itibariyle ikincinin 9 puan gerisinde. Şampiyonluğun tarifi maç başı iki puansa, takımın deplasmanlardan puan almayı öğrenmesi (Hüseyin Kalpar daha geçen senenin sonundaki Bucaspor maçı hariç deplasman puanı yok) ve içeride kazanmayı öğrenmesi gerek. Hiçbirşeye müdahale edilmezse bu çok zor. Bu süreçte başta hakkını savunabilen ve futbolcularla daha yakından ilgilenen bir başkan ve/veya yönetim ve/veya idari menajer olmak üzere, teknik direktör, kadro, TFF-hakemler ve stad değişkenlerinden bir ya da tercihen fazlası müdahale gerektiriyor. Yok "Biz memnunuz, zaten programımızda şampiyonluk yok, izleyelim." diyorsanız, söyleyin bize, boşu boşuna kendimizi üzmeyelim, kahrolmayalım.

 

 

 

 

 

Oğuz Reşat Sipahi

http://www.sipahi.tk

“Bunun olmasını bekliyorduk” dedi dün ülkeyi yöneten üst düzey yönetici kaçırılan bir Milletvekili’nin ardından, beklediği şeyi engellemek için bir şey yapamadan ya da engellemeyi başaramadan???  Biz de bunun olmasını bekliyorduk. Üstüne gerekli uyarıları vermeye çalıştık ama yeterli algı olmazsa yapacak bir şey yok…
***
Doğduğundan beri Altay ile rekabet içinde olan Göztepe 1996’daki TSYD kupasından beri Altay’ı yenemiyor, amatördeki maçlar dışında…
***
Maça öyle veya böyle iyi başlıyor 20. dkda 2-0 oluyor. Rakip ile Göztepe’nin yerlerini değiştirseniz maç en az 6-0 oluncaya kadar baskı devam ederdi, Göztepe tarihinden bihaberler ağırlıkta olunca durum öyle olmuyor. Ne oluyor? 2-0’dan sonra bolca şımarıklıklar, ardından ikinci yarıya sürü sepet,anlamsız oyuncu değişiklikleri ile takımın dengesi bozuluyor, Önce 2-1 ardından 2-2, ardından penaltılarla mağlubiyet…
***
Üçlü oligarşi kendi aralarında oynadıkları maçlarda bu kadar absürt şekilde altı oyuncu değişkliği yapar mı? Beş sene bu kulübü yönetenlerin aradaki rekabeti anlamasına kafi gelmedi mi?
***
Göztepe Altay’a ilk kez mi yeniliyor? Hayır… Ama bu şartlarda bile Altay’ı yenememe becerisini gösteren, Başkan Altınbaş ve ekibini, Göztepe-Altay rekabetini anlama becerisi gösteremeyen Hüseyin Kalpar’ı ve kadrodaki tüm futbolcuları kutluyorum… Bu sıcakta o stada gelen 8-10.000 çoluklu çocuklu taraftar da sizi gece boyunca kulaklarınızı çınlattılar… Fark edebildiğinizi umuyorum…
***
Bu saçma sapan sonuçla, ilk altı haftanın zaten sorunlu geçeceği aşikar iken, kazanmanız durumunda sezona bir mağlubiyet toleransla başlayacağınıza, bir-iki mağlubiyet dezavantaj ile başlayacaksınız. 1000 kombine daha satacağınıza, “Bunlar için mi kombine aldık?” sorusu ile karşılaşacaksınız… İlk altı hafta gelecek kuvvetle olası iç ya da dış saha kötü sonuçlarında “İstifa” sesini daha erken duyacaksınız. 
***
Basın tribününde sorulan sorulardan biri “Bu transferleri kim yaptı, bu esnada kimler ne kazandı?” idi… Sormamak mümkün mü?
***
Bugüne kadar İzmir kulüplerinin kendi tesisleşme ihtiyaçları için bile benzeri bir turnuva ya da düzenleyememiş olması da insanın aklına gelen ironik bir durum. Bununla birlikte Göztepe tribünleri de kendi taraftarları arasına polis kordonu konan ender tribünlerden biri olma özelliğini tekrar kazanacak gözüküyor.
***
Son söz… Tarih, tarihten ders alma ile ilgili beceriyi/aklı/basireti gösteremeyen yöneticiler sayesinde tekrar eder. Beş senede Göztepe’yi yakın ve uzak tarihi, Göztepelileri psikolojisi, sosyolojisi ve dünyaya bakış açısı gibi perspektiflerden algılamayı beceremeyenler ya da ancak bu kadar algılayabilenler,  umarım önümüzdeki beş seneyi de es geçmeyerek. beyinlerindeki ilgili girintileri biraz daha derinleştirmeyi başarırlar. Bu oyun ve kadro ile ilk haftalarda gelecek olası iç saha mağlubiyetleri ve olası teknik direktör istifası konusunda da şimdiden uyarıyorum. Henüz 15 gün varken, gerekli önlemler umarım alınır.

Oğuz Reşat Sipahi

http://www.sipahi.tk

Yine yeni yeniden bir önceki sezonun ideal onbirinden yalnızca iki-dört kişinin oynayacağı  bir yeni sezona "Merhaba" diyecek Göztepe Pazar günü...

Hedef her zamanki gibi şampiyonluk. Teknik direktör Hüseyin Kalpar'ın dediği gibi şampiyonluk futbolcu, teknik ekip, yönetim, taraftar ve basınla gerçekleşiyor. Sn. Erşan Yetişir'den alıntılayarak belirtmeliyim ki iyi futbol, iyi futbolcu ile oynanıyor. İyi futbolcu ise altyapıdan yetiştirmezsen, hemen her zaman pahalı oluyor.

Bu yazıda takım-futbolcu değerleri açısından sıkça kullanılan ve atıfta bulunulan transfermarkt sitesinin verileriyle sezona bakış yöneltmeye çalışacağım.

***

İlginç bir anekdot, 23 Ağustos 2012  itibariyle Göztepe resmi siteden herhangi bir açıklama yok, lakin Furkan Şeker Göztepe'de gözüküyor.

Yine bugün itibariyle takımın değeri 7.800.000 euro ve Manisaspor'un (9.050.000 Euro) ve Konyaspor'un (7.900.000 Euro) ardından üçüncü sırada gözüküyor (Not Yazıya başladığım bir gün önce Emre Öztürk varken ikinci sıradaydı.). Lakin kadroda düşünülmeyen, 1.700.000 Euro değerindeki Buval'in ardından 800.000 euro ile en değerli ikinci oyuncu gözüken Önder Turacı ve Theo Weeks'in (Kadrodaki en değerli üçüncü futbolcu gözüküyor 600.000 Euro ile) değerlerini düşünce rakam 6.400.000 Euro'ya, sıralama  7.lığe düşüyor. Bununla birlikte sitedeki Göztepe sayfasında Bahia, Ömer Can ve Mustafa Demirci'nin değerleri belirtilmemiş. Vaziyet o ki en değerli ikinci ve üçüncü futbolcumuzu kadroda bulundurmama lüksünü gözönünde bulundursak bile  takımın değeri ilk beş içinde...

***

Tüm bunları göz önünde bulundursak da, iş değerli kadroyla bitseydi pekçok ülkede sürekli bir, bilemedin iki takım şampiyon olurdu. Bu açıdan kadrodan yapılacak aşure de çok önemli... Burada en büyük rol Hüseyin Kalpar'a düşüyor.

Şampiyonlukta diğer önemli bir değişken takımın-taraftarın moralini diri tutma ve para akışı. Bu da yönetimin işi. Göztepe para akışı açısından pekçok kulübe göre avantajlı bir durumda. Bu avantaj özellikle ikinci yarılarda daha ön plana çıkıyor.

Şampiyonluğa giden yolda başka bir parametre ise taraftar. İş taraftar ile bitseydi şu ana kadar pekçok kez Şampiyonlar Ligi'ne giderdi Göztepe... Bununla birlikte bu sene tribünden en önemli beklentiler dirliğin sağlanması ve Ksk, Buca ve Ankaragücü maçlarından mümkün olduğunca az ceza almak. Birinci sorunu taraftar derneklerinin çözmesini beklemeye devam edeceğiz. İkinci sorun ise iç saha maçlarını kazanmak, dış saha maçlarına taraftar göndermemek ve/veya maçları en azından kaybetmemek ile sağlanması olası bir durum. Bir de kendi taraftarını özellikle deplasman maçlarında kimsesiz bırakmamak... Lakin Ksk maçlarını benim gönlüm de yarı yarıya oynamak istese de, mantığım böyle bir durumda üç maçtan az ceza almanın çok ama çok zor olduğunu söylüyor.

Gelelim basına... Basına bilgi akışının doğru ve sık olması, buna karşı yalnızca resmi site üzerinden olmaması gerek. Siz haber vermezseniz, haber oluşturulmasına zemin oluşturursunuz. Şu anki durumda Kalpar merkezli mekanizma nispeten iyi işliyor gözüküyor. Başkan'ın demeç vermeyi sevmediği ortamda bu rolü başta Hüseyin Kalpar'In ve Sabri Sadıklar'ın üstllenmesi/üstlenmeye devam etmesi gerek. Olası başarısızlık durumunda basından uzaklaşmak yerine, basından destek istemek çok daha mantıklı olacaktır.

Yapılan bunca transferin ardından, çoğu Göztepeliye göre gelenler geçen seneye göre daha iyi ama şampiyonluğa yeteceği konusunda kuşkular var... Çoğu taraftarda kaleci ve forvette beklenti daha yüksekti. TSYD Kupası'ndaki görüntü Bucaspor maçındaki galibiyete rağmen beklenenin  altındaydı. Ek olarak bu Altay'ı bile yenememe gibi bir başarı elde edildi ki bu da sezona beklenenin altında olumlu duygularla başlanmasına neden olacak.

***

Görünen o ki ideal onbirin şekillenmesi altıncı haftayı bulacak. Buna karşı ilk altı hafta fikstür hiç de kolay değil. Zor fikstürün fazla puan kaybı ya da özellikle iç saha mağlubiyetleri ile örtüşmesi durumunda ise her daim en zayıf halka teknik direktör değişimi gündeme gelebileceğinden dikkatli olunmalı.

Evet güzel ve stressiz günler bitti. İlk maç Pazar günü Kartalspor ile... Kartalspor ligin değeri en düşük takımı tranfermarkt sitesine göre... Buna karşı genelde birbirini bilen oyunculardan kurulu... Göztepe'ye göre güzel (!) bir stadları var. Hakem de Göztepe karnesi çok iyi olmayan bir isim...

Bu ligde alınan her puanın değeri bilinerek, ciddiyet içinde, futbolcu-teknik adam-yönetici-taraftar ve basın ile ilişkileri olası en üst seviyedeki dengede   tutarak başlasın ve devam etsin...Sonu şampiyonluk olsun...

 

 

Doç. Dr. Oğuz Reşat Sipahi

http://www.sipahi.tk

 

 

 

28 Temmuz 2012 Dünya Hepatit Günü nedeniyle bu sefer direkt Göztepe ile olmasa da özellikle geçmişte Deniz Kolgu'da olduğu gibi durumlarda Göztepe'yi de etkileyebilen tüm dünya ve ülkemiz için önemli bir halk sağlığı sorunu olan viral hepatitlerden bahsedeceğim.

Hepatit kelime olarak karaciğerin iltihabı demektir.

Genel olarak tüm hepatitlerde ana bulgular halsizlik, idrarda çay renginde koyulaşma, gözakında sararma, bazen kaşıntı, diğer viral infeksiyonlarda da görülen halsizlik, kas ağrısı, hafif ateş olarak özetlenebilir.

Hepatitin viral, ilaçlara bağlı, paraziter vs gibi pekçok sebebi vardır, ama en çok görülen nedeni virüslerdir. Virüslerden de özellikle karaciğer hücrelerine yönelme eğiliminde olan hepatit A (HAV), hepatit B (HBV), hepatit C (HCV), hepatit D (HDV) ve hepatit E (HEV) virüsleri en önemli ve sık görülen sebebleridir.

Bunlardan Türkiye için en önemlileri görülüş sıklıkları ve neden oldukları işgücü ve mali kayıplar nedeniyle HAV, HBV ve HCV'dir.

HAV ağız dışkı yoluyla (yemek, su, kanalizasyon vs) bulaşan bir virüstür. Kuluçka devri 15-45 gündür. (virüsün vücuda girişinden hastalık yapıncaya kadar geçen süre) Dış şartlara ve mide asitine diğer virüslere nazaran oldukça dayanabilmektedir. Hastalık vakaların %90'ından fazlasında bulgu vermeden geçtiğinden genelde farkına varılmadan geçirilmiş olmaktadır. Vakaların bulgu veren yüzdesinin %1 kadarıysa fulminan hepatit dediğimiz hızlı karaciğer yetmezliği tablosuyla seyretmektedir ki bunlarda tedavi karaciğer transplantasyonudur.

Burada sorun son yıllarda özellikle ülkemizin batı şehirlerinde sosyoekonomik düzeyin yükselmesiyle virüsle karşılaşmış olma yaşının çocukluk yıllarından ergenliğe ve genç erişkinliğe kaymasıdır. Bu yaşlarda görülen bulgu vererek seyreden HAV infeksiyonlarındaysa hızlı seyreden karaciğer yetmezliği tablosu daha sık görülebilmektedir.

Dünyada 300000000, Türkiye'de 5000000 kadar HBV taşıyıcısı olduğu tahmin edilmektedir.HBV infeksiyonunda da vakaların çoğu hastalığı farketmeden geçirir. Kuluçka devri 90-180 gün arasında değişir. HBV geçiren hastaların yaklaşık %10'unda bağışıklık sistemi virüsü vücuttan temizleyemez ve hastalık bizim deyimimizle kronikleşir. Bu da uzun vadede siroza ve karaciğer kanserine neden olur. Burada yeri gelmişken söylemeliyim ki HAV ne kronikleşir ne de siroz ya da karaciğer kanserine neden olur. Peki kronikleşince tedavi şansı hiç yok mudur? Uzun süreli ve aylığı 1500-2000 TL'yi bulabilen tedavilerle hastaların önemli bölümü tedavi edilebilmektedir.

HCV ise kan nakilleriyle oluşan viral hepatitlerde ve organ nakli hastalarında en önemli virüstür. Vakaların %90'ında vücut bağışıklık sistemi virüsü tamamen temizleyemez ve taşıyıcı olarak kalırlar, bunlarınsa %70'inde kronik karaciğer hasarı olur ve uzun vadede HBV'de olduğu gibi siroz ve karaciğer kanserine neden olur. HBV'de olduğu gibi kronikleşen hastalarda kullanabildiğimiz senelik maliyeti yine binlerce lirayı bulan ve başarısı yine %50-80 arasında değişen tedavi şansları bulunabilmektedir.

HBV ve HCV daha cinsel ilişki, kan nakli, sterilize edilmemiş dişçi, manikür-pedikür-ustura vs gibi altlerle ve anneden bebeğe hamilelik veya doğum esnasında ve nadiren emzirmeyle geçebilmektedir.

Peki nasıl korunacağız?

HAV ve kendisiyle aynı özellikleri taşıyan ama ülkemizde daha nadir görülen HEV için en önemli korunma yolu yemeklerden önce el yıkamaktır. Hijyen kurallarına uymak ve açıkta satılan yemek ve poşetsiz ya da şişesiz içeceklerden uzak durmakta korunmada önemlidir. HAV için aşı bulunmaktadır. Aşı iki doz yapılır ve iki dozun maliyeti yaklaşık 102 TL kadardır.

HBV ve HCV'den korunmanın en önemli yolları bilinmeyen partnerlerle cinsel ilişkide doğru kondom kullanımı ve berber, kuaför, dişçi vs gibi yerlerde sterilizasyon kurallarına uyularak sterilize edilmiş aletlerin kullanılmasıdır.

Burada doğru kondom kullanımını beni mazur görmenizi dileyerek açmak istiyorum.

Kondom ya da prezervatif cinsel ilişki esnasında erkeğin cinsel organı sertleştiğinde, yırtılmaması ve zedelenmemesine dikkat edilerek en ucundaki hava boşaltılarak takılır. Erkek boşaldıktan en geç 10 saniye sonra, erkeğin cinsel organı yumuşamadan çıkarılmalı ve kondomun ucu bağlanmalıdır.

HBV için önemli bir başka korunma yolu da aşıdır. Tarama testlerinin ardından hastalığı geçirmemiş olanlara üç doz olarak yapılır. Aşılanan hastaların yaklaşık %95'inde aşı etkilidir. Üç doz aşının maliyeti 111 TL'dir.

Bu hastalıklarla ilgili sorunlarınızda hastanelerin İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji poliklinikleri hem tanı, hem tetkik, hem de tedavi açısından başvurularınıza açıktır.

Buradan yönetime çağrım oyuncuların hem hepatit a, hem de b için hastalığı geçirip, geçirmediklerinin değerlendirilmesi, aşılı futbolcularımızın aşılarının tutup tutmadığının kontrol edilmesi, aşılı olmayanlarınsa en kısa sürede aşılanmalarıdır.

 

KÖŞE YAZILARI

  • TEK BÜYÜK GÖZTEPE… TEK BÜYÜK GÖZTEPE…
    Written by Özkan Cengiz 15 Aralık 2014
    Özkan Cengiz ozkan@ozkancengiz.net Dört maçlık periyodun sonuna geldik, devre arasına girdik. Dört maçın başında hedefi 12 puan olarak belirlemiştik. Dürüst davranmak gerekirse 10 puana da razıydık ama sekiz puanla tamamladık. Olaya başka bir açıdan bakarsak 12 puanla lider olacağımızı düşünüyorduk...
  • Rahat Mı Batıyor? Rahat Mı Batıyor?
    Written by Özkan Cengiz 16 Kasım 2014
    Özkan Cengiz ozkan@ozkancengiz.net Rahat mı Batıyor? Bu hafta iş hayatımın en zor haftalarından birini geçirdim. Bu sebeple sosyal medya, Göztepe medyası vb Göztepe kaynaklarından uzaktım. Haftalık olağan telefon Göztepe geyiklerimi de yapamadım. Göztepe ile ilgili whats up gruplarındaki okunmayan...
  • Türk Sporunun Güvencesi GÖZTEPE! Türk Sporunun Güvencesi GÖZTEPE!
    Written by Özkan Cengiz 28 Ekim 2014
    Özkan Cengiz ozkan@ozkancengiz.net İlk önce bilmeyenler için kısaca özetleyelim. Bugün 28.10.2014 tarihinde Cizre stadında bir maç oynandı. Cizre stadı neresi derseniz iki gün önce ilk özerklik ilanı diye geçilen haberlerde yer alan iki mahallenin ortasında yer alan stad, maça Göztepe kafilesi futb...
  • Göztepe Her Zaman ki Gibi mi? Göztepe Her Zaman ki Gibi mi?
    Written by Özkan Cengiz 22 Ekim 2014
    Özkan Cengiz ozkan@ozkancengiz.net Pazartesi günü gerek gazetelerin, gerek sosyal medyanın, gerek Göztepe medyasının tepkisi birbirine benziyordu. Göztepe her zamanki gibi! Sezonu aynı hocayla bitirememe geleneği devam ediyor, bunun yanında geçen seneki Özgür Zengin’in görevden alınmasına benzer ya...
Diğer yazılar:

Diğer başlıklar

Twitter