Oğuz Reşat Sipahi

http://www.sipahi.tk

Şu an Göztepe’nin bulunduğu Bankasya Ligi’nde oynanan maçlara bakıldığında tüm takımların tüm takımları yenebildiği ve yenilebildiği görülüyor Burada yenenler de, yenilenler de aşağı yukarı aynı kadrolar olduğuna göre temel değişkenler oyun içi dizilim, moral, motivasyon, stadyum, taraftar desteği ve nedense Göztepe aleyhine yaptıkları bir seri hataya şu ana kadar kimsenin ses çıkarmadığı hakemler olarak özetlenebilir.
***
Göztepe Altınbaş döneminde şampiyon olduğu yıllarda genelde sezon boyunca 17 iç saha maçının üç ya da dördünde puan kaybederek başarılı oldu. Görüldü ki, takım ligin üstünde kurulduğunda takım stadyum fark etmeksizin galibiyet almaya devam ediyor. Takımın lige göre bu kadar zayıf kaldığı ilk sezon bu sezon… O yüzden karşılaştırma yapacak bir durum yok… Bu bağlamda Göztepe gibi geçen sezon 2. lig A kategorisine çıkan Elazığspor’un yaptığı, Göztepe’nin yapamadığı şeylerden birisi kadroyu korumak ve gereğince desteklemekse, diğeri de iç sahada seyirci baskısı kurmaktır...
***
İç sahada oynamanın psikolojik olarak evini koruma hissine neden olmanın verdiği motivasyon dışında seyirci ile rakip takım hatta hakemler üzerinde baskı oluşturma avantajı da var. Bu baskı da taraftarın oluşturduğu ses, sesin içeriği (Tezahürat, oyuna müdahale vs)  ve sesin şiddeti ile doğrudan orantılı… Ses şiddeti ses dalgalarının taşıdıkları enerjiye bağlı olarak birim alana uyguladıkları kuvvet olarak tanımlanıyor. Birimi genellikle ‘metrekare başına Watt’ (W/m2) olarak ifade ediliyor. Tanımdan da anlaşıldığı gibi sesin şiddeti, ses kaynağına olan uzaklığın karesi ile ters orantılı.
***
Bu tanıma göre sesin şiddetini arttırmanın iki yolu var. Kaynaktan daha çok ses çıkmasını sağlamak ya da mesafe ile oynamak… Kaynaktan daha çok ses çıkmasını sağlamak, daha çok bağıran taraftar sayısı veya akustik özelliği yüksek stadyumlar ile mümkün… Taraftar sayısında bilet fiyatları düşürülerek anlamlı bir adım atıldı. Lakin Atatürk Stadyumu’nda bence kritik eşik 10.000 seyirci… An itibariyle bu kadar seyirciyi bileti 2 TL ve 1 TL yapsanız bile çekebilmek kolay değil…
***
Elde mesafe ve akustik kalıyor… Akustiğe katkı üstü kapalı tribün oranı ve tribünü kapatan çatının özellikleri ile ilişkili… Mesafe ise tribünün sahaya uzaklığı ile ilişkili…
***
Göztepe’nin İzmir’de oynayabileceği iki-üç seçenek var. Birisi nedense tercih edilmeyen Buca’nın Arena stadı… Sahaya oldukça yakın tribünleri var ve kapalı tribün oranı yüksek… İkincisi Alsancak Stadyumu… Kapalı tribün oranı yüksek olmasa da, tribünlerin sahaya uzaklığı oldukça az… Üçüncüsü Atatürk Stadyumu… Kapalı tribünü bile yarı kapalı… Tribünlerin en öndeki seyircisinin de, en arkadaki seyircisinin de sahaya uzaklığı Alsancak Stadyumu’nun yaklaşık 3 katı kadar…
***
İkinci devre oynanan Denizlispor maçı dahil Göztepe maçlarına ortalama 5898 biletli seyirci gelmiş. Toplamdan Ksk maçını çıkarırsanız ortalama 3998’e düşüyor. Bu rakam Atatürk Stadyumu’nun kapasitesi 51295 olarak kabul edilirse %7.7 doluluk anlamına geliyor. 1929’da yapılmış olan Alsancak Stadyumu ise toplam 16400 seyirci kapasiteli. Sahaya uzak balkon tribünündeki 6065 koltuğu çıkarırsanız ki balkon tribünü nadiren açılır, 3997/10335 %38.6’lık doluluk  ediyor. Her iki stadyum için de aşağı yukarı 2000 kişilik kaçak ve kombineliyi de eklerseniz, eldeki rakamlarla Atatürk Stadyumu’nda yaklaşık %11-12’lik bir doluluk oranı elde ederken, Alsancak Stadyumu’nda aynı sayıda seyirci ile aşağı yukarı %58-60’ı dolu bir stadyum görüntüsü ve -aynı miktarda ses ile mesafe en az 1/3’e ineceğinden Atatürk Stadyumu’na göre yaklaşık 9 kat fazla ses şiddeti- elde edersiniz.
***
Mustafa Kemal Atatürk’ten uzun bir alıntıyla devam edelim: “Dünyada herşey için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak, gafletliktir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız ilmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır. Bin, ikibin, binlerce yıl önceki ilim ve fen lisanının koyduğu kuralları bugün aynen uygulamaya kalkışmak ilim ve fennin içinde bulunmak değildir...Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz, çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen eremediğimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.”
***
"Herhangi bir hükümetin bilime danışmadan kararlar alması akılsızlıktır." Bu söz de Bruce Alberts’e ait. Dünyanın en gelişmiş ülkeleri aynı zamanda evrensel bilime katkı, bu katkıyı yenilik, patent ve paraya çevirme konusunda da en ileri ülkeler. Bizim ülkemizde ise, ulusun evrensel bilime en büyük katkıda bulunan altgruplarından tıp doktorlarına iğne bile yaptırmayacağını beyan etmiş olan devlet büyüklerinin, son aylarda tıp doktorlarına iki kez batın ameliyatı olduğunu görüyoruz. Diğer yandan da uluslararası sınavlarda pek çok Afrika ülkesinden geride gözüken ilköğretim ve lise eğitimimizi daha da nasıl kötüleştirebiliriz konusunu tartışıyoruz.
***

Göztepe’ye dönelim… Bilimin gerçeklerini hayata uygulayabilmek gelişmek isteyen herkes ya da her kurum için önemli bir özellik… Ali Gültiken’in katkılarıyla bu sezon ne yazık ki ligin üzerinde kalitede, stadyum fark etmeksizin galip gelebilecek bir Göztepe kadrosu mümkün olmadı… Gözüken o ki, eldeki malzeme ile en yüksek verimi alabilmek için Başkan İmam Altınbaş’ın yüksek ilgisi birinci etmense, ikincisi stadyum… Aynı seyirci sayısı ile 9 kat etki yaratmak… Bir de Atatürk Stadyumu’nun panoları… O panolar play-offa kalıp, üst ligi zorlama olasılığından ne kadar değerli karar Göztepe yönetiminin…


Oğuz Reşat Sipahi

http://www.sipahi.tk

Futbolda stoperlerin rakibi bu kadar kolay kaçırmasının ardından 20. saniyede gol yemek normal değil… Ayakta duramayan yabancı futbolcu olmak ve almak normal değil…İkinci devreye mağlup başlarken baskılı oynayacağına baskı yemek normal değil… Ceza sahasında bomboş topa garip işler yapan forvet normal değil… Robben kadar hızlı değilsen, sol ayağınla illa ki sağ tarafda oynayacağım demek, ya da oynatılmak normal değil… Takım bu haldeyken Başkan’ın 550 km ötede olması normal değil… Devre arasında ya da değil takımı motive edecek bir yöneticinin ortaya çıkmaması normal değil… Kafaya orta yapılmasının bu kadar nadide olması normal değil…
***
Hayatta da, futbolda da istemek en önemli şey…
***
Futbolda galip gelmek için, gol atmak gerek… Gol atmak için ileride pres yapmak, kanatlardan orta yapmak. göbekten varyasyonlar ya da şut çekmek olmadı oyunu ileriye yıkmak gerek… Hiç birini yapamıyorsan, defansı sağlam tutup, kontratak yapmak gerek…
Bunlar futbol dehası gerektirmeyen şeyler… Futbol dehanız varsa fazlasını yaparsınız…
***
Normal olan Göztepe’nin 70. dkya kadar sabreden tribündeki kadın ve çocuk taraftarlarının sonunda kopması…  Sonra takım da durumun vehametini anlar gibi oldu, azıcık kıpırdadı… 5-10 dk da ancak beraberliğe yetti…
***
Ksk maçından sonra ne demiştik? Gol atamazsan kazanamazsın, galip gelemezsen düşersin… Durum ne yazık ki değişmedi... Neler yapılabilir? Başkan İmam Altınbaş sezon sonuna kadar İzmir’de kalabilir, başkan olmanın transfer yapmak dışındaki gereklerini de yapar… Olmadı, birini atar, o yapar… Teknik direktör Cihat Arslan iç tutarlılığını arttırıp, bence motivasyonsuzluk, kendisine göre aşırı motivasyon sorununa çare bulabilir. Futbolcular da kendilerine gelip bu şartlar altında takımı düşürme mucizesine imza atmamak, dört senelik inciri berbat etmemek için çalışabilir… Son olarak Atatürk Stadı’nın panoları Göztepe’nin sonu olmadan Alsancak Stadı’na geçilmeye çalışılabilir…
***
Bu takım önümüzdeki 12 maçı kazanabilir de, topunu birden kaybedebilir de… İkisi de benim açımdan sürpriz olmaz... Bununla birlikte olumsuz olumluya seyrederek çevirilemez… Haftalardır bir işe yaramayan statükonun daha da geç olmadan bozulması dileğiyle…

Oğuz Reşat Sipahi

http://www.sipahi.tk

Altınbaş dönemi dahil Göztepe’nin tüm şampiyonlukları o ligin bir üstündeki kalitede oyuncularla gelmiştir. Göztepe bu gerçeğin ve ilgili uyarıların yok sayıldığı, şampiyonluk parolasıyla başlanan 2011-12 sezonunda 19. hafta itibariyle maç başı 1 puan ortalama ile düşme potasının 2 puan üzerinde…
***
16. hafta sonu itinbariyle “Muhtemelen düşer…” denilen alttaki üç takım Sakarya, Giresun hatta Güngören toparlanma eğilimindeler.
***
An itibariyle ilk iki imkansıza yakın… İki maç cezanın ardından ilk altı da çok çok zor… Aslında pek çok Göztepeli artık “Düşmesek bari…” havasında…
***
Geçen hafta Göztepe’nin Ksk maçını kaybetmesi durumunda ceza alacağını söylemiştik. Kurumsallaşma durumumuz daha olacakları öngörme ve duruma göre önlem alma aşamasına gelemediğinden iki maç seyircisiz oynama cezası alındı.
***
Lakin Ksk maçında olanların ardından Göztepe için iki maç seyircisiz oynama cezasının çok ağır olduğunu düşünüyorum. Yine de Alsancak Stadı’nda ve Süperlig’dekine benzer şekilde en azından kadın-çocuk seyircili maç için uğraşılmalıdır. Bu arada şu da belirtilmeli ki cezalı olmayan maçlar dahil Atatürk Stadı’ndan Alsancak Stadı’na geçilmesi iç saha puan ortalamasını kuvvetle muhtemel artıracaktır.
***
Son birkaç güne kadar şike soruşturmalarının “Biz bütün bunları anı olsun diye yaşadık…” şeklinde hiçbirşey olmayarak biteceğini tahmin ediyordum. Bununla birlikte Türkiye Futbol Federasyonu’nun son başkanı Mehmet Ali Aydınlar’ın istifasını getiren süreç üst ligden bu sezon sekize kadar artabilecek sayıda takım düşürülme olasılığını oldukça artırdı. Böyle bir cezanın ardından küçük bir olasılık Süperlig ve 2. lig A kategorisinin Arjantin misali birleştirilmesi olabilir. Bu küçük olasılıkta gelecek sene en üst ligde 1959 benzeri üç-dört İzmir takımı  Evet… Bu gerçekleşirse ne ala… Olmaz da altı-sekiz takım düşerse, kuvvetle muhtemelen aynı sayıda takım çıkacaktır. Bu bağlamda takımın ilk altıda olması için elden gelen yapılmalıdır. Olamazsa ne olur? Üstten gelen Süperlig ekipleriyle bir ya da olasılıkla birkaç sezon cebelleşmek zorunda kalınır…
***
Mevcut kadronun takviyesi için süre ne yazık ki bitti. Yapılan takviyelerin takıma uyumunu göreceğiz. Orta yapmanın sezon başından beri günah kabul edildiği sol kanadımıza transfer yapılmadı. Halen giden Ali Gültiken’in pozisyonuna da kimse alınmadı. Gelen santraforlar ise gole susamış bedenlere çare olacak mı göreceğiz…
***
Lütfen takımın bu sene ilk altıda kalması, kalamazsa ilk sekizde bitirmesi, o da olmazsa düşme potasının uzağında gidip, düşmemesi, hem de gelecek seneki olası rakiplerle baş edebilmesi için silbaştan gerekmemesi için gerekli özeni gösterin… Son olarak Anıl'ı gönderen teknik direktör Cihat Arslan??? Şu an itibariyle değiştirilmesi de, değiştirilmemesi de riskli olacaktır… Bu durumu yaratan Ali Gültiken’i sevgiyle anıyoruz.
***
Sonuç... Göztepe’yi yönetenlerin kararları umarım Göztepe, İzmir ve Türk futbolu için en doğru kararlar olur…

Oğuz Reşat Sipahi

http://www.sipahi.tk

Nedendir bilinmez günün birinde, bizim verdiğimiz vergilerle ülkenin her köşesine modern stadyum yapanlar İzmir’in kendini İzmirli olarak
kabul etmeyen ve 100 yıllık tarihinde de futbola ait ulusal düzeyde herhangi bir başarısı olmayan güzide kulübü Ksk’ye de bir stadyum yapmaya karar verdi.
Neden Ksk? Olası politik hedeflik dışında herhangi bir akılcı sebebi yok... Belki de verdiğimiz vergileri bu sefer de böyle harcamayı istedi canları…

***
Bunu duyan, İzmir’e tarihinin en büyük futbol başarılarını yaşatmış Göztepe’nin taraftarları da boş durmadı. İnternetteki
oluşumlar kenetlendi ve tepki verdi. "Ksk’ye var da, bize yok mu?" dediler… Onlar da “Olabilir belki gelip bir bakalım…” dediler…
Alkışlarla geldiler bir baktılar, incelediler ve dediler ki geçen hafta, “Size bir değil iki stadyum yapacağız…Ama…”. Göztepelilerin mutluluğu doğamadan öldü… “Ama stadyumların biri Örnekköy’e Ksk’ye, diğeri Gaziemir’e Altay ile Göztepe için yapılacak… “Bunun karşılığında İzmir’in tarihi stadı Alsancak Stadı’na ve nedense Ksk'nin Yalı'daki benzer sahasına değil de Göztepe’nin tek evi Gürsel Aksel Stadı’na el konulup, Toplu Konut İdaresi’ne verilecek” dediler… Bu süper alış sayesinde Ksk hiçbirşey vermeden tek başına stadyum sahibi olacak. Göztepe evinden olup şehrin kendi temel hinterlandının tersinde yarım stadyum sahibi olacak, Altay’ın da yarım stadyumu olacak.
***
Doktorlar ara ara hastalara şöyle takılır "Sana bir ilaç vereceğim hiçbir şeyin kalmayacak..." Göztepe'ye de diyorlar ki "Ksk’ye bir stadyum yapacağız hiçbirşeyiniz kalmayacak"... Göztepe’nin evini satıp, Ksk’ye stadyum yapmak fikri… Kendi derdine  düşmüş Göztepelilerden ya da yönetimden henüz bir resmi açıklama gelmedi… Lakin yine de düşünmeden edemiyor insan, ne kadar cin  kafalı, vatan ve İzmir sevgisi dolu adaletli yöneticilerimiz var… Zaten adalet uysa da, uymasa da… Gerekirse uyduruluverilir… O yüzden sorun yok… Ne mutlu Türkiye’ye ve İzmir’e …
***
Çetin Altan "Politika demek, kazığı atarken söylediğin nutukları, kazığı yiyenlere alkışlatmak demektir.", Noam Chomsky ise "Yönetim
ne halkındır, ne halk tarafından yapılır, ne de halk içindir" demiş. Bundan 2.500 yıl önce yaşamış olan şair, bilge ve devlet adamı
Solon’dan da bir şiir özeti:“Toplumsal haksızlık herkesin evine girer, bahçelerdeki kapılar bunu önleyemez, çünkü haksızlık yüksek
duvarları da aşıp geçer; insancıkların yatak odalarının köşelerine saklanmaları da yetmez; haksızlık nasıl olsa, orada da
bulacaktır onları”.
***
Türkçemiz milletvekillerimizin de sıkça hatırlattığı gibi sevgi ve ünlem sözcükleri açısından oldukça zengin bir dil… Mesela
“Oha” diye bir ünlem var… Türk Dil Kurumu’nun Büyük Türkçe Sözlüğü’ne göre “Kaba ve yakışıksız davranışlarda bulunan kişilere karşı kullanılan söz” anlamında kullanılıyor. Ülke ve şehir sürekli bu çağrışımları yapan olaylarla dolu… Ne demiştik? “Ne mutlu
Türkiye’ye ve İzmir’e …”

***
Göztepelilerin ve yönetimin şöyle bir silkinip, kendilerine gelip; geç olmadan, evlerine göz dikenlere vakit ayırması ve gerekli tepkileri
ilgili mercilere iletmeleri dileğiyle Aşık Ruhsati’den bir şiirle son verelim yazıya…

Belli değil


Bir vakte erdi ki bizim günümüz,
Yiğit belli değil, mert belli değil
Herkes yarasına derman arıyor,
Devâ belli değil, dert belli değil.

Fark eyledik ahir vaktin yettiğin,
Merhamet çekilip göğe gittiğin,
Gücü yeten soyar gücü yettiğin,
Papak belli değil, börk belli değil.

Adalet kalmadı, hep zulüm doldu,
Geçti şu baharın gülleri soldu,
Dünyanın gidişi acayip oldu,
Koyun belli değil, kurt belli değil.

Başım ayık değil kederden yastan,
Ah ettikçe duman çıkıyor baştan,
Harâba yüz tuttu bezm-i gülistan,
Yayla belli değil, yurt belli değil.

Çark bozulmuş, dünya ıslah olmuyor,
Ehl-i fukaranın yüzü gülmüyor,
Aşık Ruhsatî dediğini bilmiyor,
Yazı belli değil, hat belli değil...

 

 

 

Türkiye’nin temel sorunları son 40 senede pek de değişmiş değil. Açık ya da gizli işsizlik, aleni ya da örtülü bitmeyen senfoni ekonomik krizler, devalüasyonlar, ölçmek istemeyen kurumlar yok dese de enflasyon, gelir ve yatırım dağılımındaki eşitsizlik, devlette bağımsız karar alabilen kurum olmaması,  her şeyi satalım bilinci, iç güvenliğin bir türlü sağlanamamış olması, eğitimin düzey ve kalite olarak düşük olması, araştırma geliştirmeye yeterince önem verilememesi, tüm bunlardan kaynaklanan ulusal bir algılama bozukluğu ve uluslar arası rekabette geride kalma, iktidar sahiplerinin ve onları seçenlerin içgörü eksikliği ve son dönemde meclisteki tüm partileri bir araya getiren iki olayın şike ve halka %3-5 zammı uygun görürken, kendilerine %100 zammı uygun görmelerinden de anlaşıldığı üzere,  büyük oranda ben merkezcil olmaları…

Göztepe de 40-50 senedir önde gelen problemlerini çözme açısından devletten daha hızlı olamadı ne yazık ki... Tesisleşememe ve kendine ait bir stadyumu olmama sorunu, maddi bağımsızlığın oluşturulamaması… Büyük oranda bunlara bağlı olarak borçlanma ya da kişilere bağlılık… Başta kişilere bağlı olmaktan dolayı bağımsız karar alma mekanizmalarının iyi işlememesi, kurumsallaşamama kurumu olma, bu sebepten, kollektif bilinç yerine bireysel şekilde, şeffaflıktan ve hesap verebilirlikten uzak yönetilme…

Bu dönemde taraftar kurumu neler yaptı? En azından kulübe üye olunabilen dönemde kulübüne üye olmaya, internet üzerinde ya da değil -dernek ya da taraftar platformları- şeklinde ya da üniversiteler düzeyinde örgütlenmeye çalıştı. Ortak akıl yaratmayı ve uygulamayı denedi. Kritik anlarda kritik eylemler yaptı. İzleyici değil, oyuncu olmayı en azından oyuna etkide bulunmaya çaba gösterdi.. Sorunlara çözüm getirmeye çalıştı.  Kollektif bilinç ve karar alma mekanizmaları oluşturarak, kulübe tarihinin ilk tapulu taşınmazını kazandırdı.

Son 40-45 senede lokomotif futbol takımı bireylere bağlı olmaktan ve TMSF’nin karar alamama mekanizmalarından dolayı indi, çıktı, indi, çıktı. On yıllar içinde Göztepe’yi Göztepe yapan özelliklerini, uluslar arası ve ulusal alanda oyunun önde gelen takımlarıyla rekabet edebilirliğini yitirdi. Yerel takımlarla rekabet gücünü de kaybettikten sonra amatöre kadar düştü. Madrit’i de gördü, Gaybiefendispor’u da…

Bu yarım asıra yakın sürede oluşan başarılarla oluşan taraftar kitlesinin meydana getirdiği kollektif güç, ihalenin oluşmasını ve ihaleye başkalarının da talip olmasını sağlarken, kendisinin ihaleyi alamamasına ve Altınbaş döneminin başlangıç düdüğüne neden oldu.

Altınbaş döneminde dört sezonun ikisinde sportif başarı sağlandı. Başkan Altınbaş’a müteşekkiriz ki aynı dört senede takım amatörden 2. lig A kategorisine geldi. Lakin, bireysel bilinç, kolektif bilince galip gelmeye devam etti. Bu yüzden amatörden çıkılamazken, 2. lig b kategorisinde bir yıl kaybedildi… Hatta bu sene de mucizelere bırakıldı. Spor okulları ve logolu ürünler konusunda genellikle akılcı işler yapıldı ve çok olumlu gelişmeler oldu. İnternet mağazacılığı da çok iyi bir gelişmeydi.… Para kazanmaya yönelik bu olumlu işlerin dışında değerli bir gelişme varsa on yıllar sonra bir sezonun başlanan teknik direktör ile bitirilebilmesiydi.

Göztepe tarihi boyunca da, Altınbaş döneminde de ancak iyi kadrolarla şampiyon olabilmiş bir takımken, bu gerçek göz ardı edilmeye çalışıldıkça, özellikle tüm büyük kulüplerin istikrarındaki en iri tehlike olan iç saha başarısızlıkları başta olmak üzere sportif başarısızlıklar devam etti. Ne yazık ki tarihten ders alamama yüzünden teknik direktör istikrarında da ikinci sezonu göremedik.

Kulüp ve dolayısıyla kollektif yapı işlevsizleştirildi. Neden olduğunu kimsenin anlayamadığı sebeplerden dolayı kulübümüze aidatımızı hala ödeyemiyoruz. Kulübe taraftarın aldığı arsa tesis olarak değerlendirilmezken, o arsayı değerlendirmek amacıyla sunulan alternatif fikirlere de yanıt verilmedi. Onun yerine belediyelere gitmek daha akılcı bulundu, bir türlü kavrayamasam da bulunmaya devam ediliyor. 1500 günde yapılan tek tesis hamlesi İzmirspor tesislerine yapılan ironik yatırımdı. O yatırım sayesinde futbolcularımız idmanlarını orada alıp, otobüse binip, duşlarını Gürsel Aksel Stadı’nda almaya devam edebiliyorlar neyse ki… İzmirspor’un sahası da bakıma alındığındaysa, o saha-bu saha gezmeye devam edip, sakatlıklar senfonisi besteleniyor.

1500 günü deviren Altınbaş döneminde hiçbir ek amatör branş açılmazken, Göztepe amatöre düşerken bile varolan voleybol takımı şampiyon olmasına rağmen ligden çekildi. Dileriz taraftarın yönettiği hentbole de aynı kader yaşatılmaz. İlkelerde hesap verebilirlik varsa da sportif yapı ve derneğin borcu, gelir-gider yapısı hakkında hiçbir resmi açıklama yapılmadı.

Altınbaş döneminde de taraftar ve yönetim biz haline gelmedi ya da getirilmedi. Her iki taraf da birbirine çoğunlukla gazeteler ya da bilgisayar monitörleri üzerinden seslendi. Medya ile iletişim de hep yetersiz oldu. Bu sene başlayan diyalog toplantıları iyi bir başlangıç olsa da süreğen sportif başarısızlıklarla birlikte unutuldu gitti.


Tekrar dönelim bu sezona… Geçen sene şampiyon olan takım birkaç Süperlig oyuncusu ile takviye edileceğine ne yazık ki yine bozuldu. Yerlerine ise üst lig yerine, bu ligin ya da alt ligin oyuncuları alındı. Tekrar tekrar vurgulamak gerekirse, bozulan kadro nedeniyle ardı ardına gelen iç saha mağlubiyetleri ile teknik direktör istikrarı yine yeni yeniden kaybedildi. Özcan Kızıltan gittikten sonra Ali Gültiken, Göztepe ile olan geçmişi çok da iç açıcı olmayan Cihat Arslan’ı getirdi ama hala olan, bitenden ders alamayıp, yapamadığı transferler ile gelen iç saha mağlubiyetinden sonra o da gitti arkasında Cihat Arslan’ı yadigar bırakarak… Dileğim Cihat Arslan’ın başarılı olmasıdır.

Burada şu sorular sorulabilir... Bu takım hala bu ligden çıkabilir mi? Evetse hangi transferlerle? Yapılan yeni transferler eldeki teknik direktör ve oyuncu yapısı göz önüne alındığında yeterli mi? Çıkamazsa düşme olasılığı var mı? Beş-altı maçlık olumlu veya olumsuz seriyle ikisi de bence hala mümkün; diyelim ki zor gerçekleşti ve çıktık… Bu oyunculardan kaçı Süperlig’de de devam eder? Çıkmasa da, düşmese de… Gelecek sene kaçı, bu ligde -hedefe oynayacak değil, geçen seneki gibi hedefi alacak- bir kadroda yer bulabilir? Cihat Arslan devam etsin diyorsak ve istikrar içerde kazanmaktan geçiyorsa; bu kadro ya da transferler buna yeter mi?

Gelelim Ksk maçına… Ksk maçında ilk hedef Göztepe’nin tarihsel ve evrensel hedefi olan kazanmak ve ardından bu ligden hızlıca çıkarak esas rakipleri olan üçlü oligarşi ile rekabet edebilmek olmalıdır. İkincisi ise ceza almamak… Ceza almamak içinse Göztepe kaybetmemelidir. Göztepe kazanırsa oluşturacağı enerji ve birliktelikle ilerleyen haftalara daha ümitle bakabilir. Daha önce de belirttiğim gibi olası bir beş-altı maçlık seride takım yukarıya yaklaşabilir ve bu sene çıkabilir seviyelere gelebilir.

Sonuç… Türkiye, o-bu-şu-onlar-bunlar-şunlara ait ayrımlaşma nedeniyle kolektif iş yapamama ve problem çözememe özelliğinden feragat edemediğinden, genç ve dinamik kocaman nüfusuna rağmen büyük enerjisini patinaj yapmaya, kronik dertlerini çözümlemek yerine korumak için harcamaya devam ediyor. 87 sene ya da 1500 günden fazla sürede çözülemeyen Göztepe sorunları da hayat enerjilerimizi patinaj yerine çözüm için kullanırsak çok kolayca dert olmaktan çıkarılabilir. Tesis yapılmak istenirse yapılır. Arsalar değerlendirilmek istenirse değerlendirilebilir, yenileri alınabilir... Stadyum bile istenirse kolektif şekilde yapılabilir. Ali Gültiken’in gelmesine neden olan nedenlerde bir değişiklik olmadığından, ne olursa olsun tercihen diyalogu sağlam benzer bir kişi benzer göreve alınmalıdır. Aksi, başarısızlıklarda sıkıntılı durumlara neden olacaktır. Göztepe yönetim ve taraftar arası etkileşimler açılmalı “Biz” haline gelinmeye çalışılmalıdır.  Birbirini yok sayma öfke yarattığından bence şiddetle uzak durulmalı, herkes birbirine sevgi-saygı duymalıdır. Medya ile iletişim düzeltilebilir. Başkanımız İmam Altınbaş tarafından dernek aktive edilerek, hem, şirket hem de dernek olmanın bugüne kadar kullanılmayan avantajları yaşanabilir. Amatör branşlar eleştiri kaynağı olmaktan övgü kaynağı olmaya çevrilmesi çok kolay olduğundan bu yol tercih edilebilir. İstenirse hala bu ligden çıkılabilir… Bunun için başta Ksk maçı olmak üzere gerekli maçlar kazanılmalıdır. İç saha başarısı korunarak teknik direktör istikrarı devam ettirilmeli en kısa zamanda ulusal ve uluslar arası alanda oyunun önde gelen takımlarıyla rekabete dönülmelidir.

 

Oğuz Reşat Sipahi

http://www.sipahi.tk

KÖŞE YAZILARI

  • TEK BÜYÜK GÖZTEPE… TEK BÜYÜK GÖZTEPE…
    Written by Özkan Cengiz 15 Aralık 2014
    Özkan Cengiz ozkan@ozkancengiz.net Dört maçlık periyodun sonuna geldik, devre arasına girdik. Dört maçın başında hedefi 12 puan olarak belirlemiştik. Dürüst davranmak gerekirse 10 puana da razıydık ama sekiz puanla tamamladık. Olaya başka bir açıdan bakarsak 12 puanla lider olacağımızı düşünüyorduk...
  • Rahat Mı Batıyor? Rahat Mı Batıyor?
    Written by Özkan Cengiz 16 Kasım 2014
    Özkan Cengiz ozkan@ozkancengiz.net Rahat mı Batıyor? Bu hafta iş hayatımın en zor haftalarından birini geçirdim. Bu sebeple sosyal medya, Göztepe medyası vb Göztepe kaynaklarından uzaktım. Haftalık olağan telefon Göztepe geyiklerimi de yapamadım. Göztepe ile ilgili whats up gruplarındaki okunmayan...
  • Türk Sporunun Güvencesi GÖZTEPE! Türk Sporunun Güvencesi GÖZTEPE!
    Written by Özkan Cengiz 28 Ekim 2014
    Özkan Cengiz ozkan@ozkancengiz.net İlk önce bilmeyenler için kısaca özetleyelim. Bugün 28.10.2014 tarihinde Cizre stadında bir maç oynandı. Cizre stadı neresi derseniz iki gün önce ilk özerklik ilanı diye geçilen haberlerde yer alan iki mahallenin ortasında yer alan stad, maça Göztepe kafilesi futb...
  • Göztepe Her Zaman ki Gibi mi? Göztepe Her Zaman ki Gibi mi?
    Written by Özkan Cengiz 22 Ekim 2014
    Özkan Cengiz ozkan@ozkancengiz.net Pazartesi günü gerek gazetelerin, gerek sosyal medyanın, gerek Göztepe medyasının tepkisi birbirine benziyordu. Göztepe her zamanki gibi! Sezonu aynı hocayla bitirememe geleneği devam ediyor, bunun yanında geçen seneki Özgür Zengin’in görevden alınmasına benzer ya...
Diğer yazılar:

Diğer başlıklar

Twitter