Özkan Cengiz
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
 
 
 
Başlığın birinci kısmı manidar “Türk Futbolu”. Bu başlıkta bir yazı yazabilmek için belki de ilk tartışılması gereken konu gerçekten böyle bir şeyin olup olmadığını tartışmak. Gelin hep beraber tartışmaya çalışalım.
 
Türk Futbolunun içinde bulunduğu durumu ortaya koyabilmek için dünya futboluna bir göz atmak lazım ne yazık ki kitleleri peşinden sürükleyen futbol son 50 yılın dünyada yarattığı para eksenli endüstriyelleşmeden nasibini alarak bir sektöre dönüşmüş durumda. Bugün dünya kupasından, şampiyonlar ligine, şampiyonlar liginden dünya futbolunu forse eden Avrupa ülkelerinin ulusal liglerine bakıldığında her şeyin parasal bir düzen üzerine kurulduğu, futbolcu ücretlerinin, alt yapı giderlerinin, stat maliyetlerinin ekonominin ana lokomotifi olan sanayi sektörünün yatırım maliyetlerine yaklaşan düzeyde bir yatırım gerektirir hal aldığını söylemek çokta yanlış olmaz.
 
 
Bu kadar önemli düzeyde yatırım alan bir sektör bu aldığı yatırımın karşılığını topluma veriyor mu bu bambaşka bir sosyolojik araştırma konusu ama olayın iktisadi kısmını masaya yatırırsak yatırım yapan sermayedara karşılığını veriyor mu?
 
 
Yukarıda saydığımız Dünya Kupası, şampiyonlar ligi ve dünya futbolunu forse eden Avrupa liglerinde verdiğini gözlemliyoruz. İktisadi açıdan sürekli yatırım beklentisi içinde olduğu için belki de şirketler için son 10 yılda en önemlilik arz eden süreklilik kavramı açısından sıkıntılar olsa da futbolun toplum üzerindeki sermayedar için yarattığı olumlu hava fayda dengesini kat be kat olumluya çevirebiliyor.
 
 
Dünya futbolunu gözlemlediğimiz de en önemli gelir kaleminin sponsorlar olduğu fazlasıyla ortaya çıkıyor dünyanın dev şirketleri yukarda bahsettiğimiz fayda maliyet dengesi içerisinde futbola büyük yatırımlar yapabiliyor. Gerek federasyonlar ve ligler düzeyinde gerek se de kulüpler düzeyinde her gün gazete manşetlerini süsleyen dev sponsorluk anlaşmaları okuyoruz. Bu anlaşmalar sayesinde futbol her geçen gün daha teknik, daha insan makineleşmesine dönük fizik gücü, ile oynanan bir oyun haline geliyor. Bundan 15 sene önce antrenmana gelmeye bile tenezzül etmeyen tanrı vergisi yetenekleri ile yıldızlaşan futbol fenomenleri mevcutken bugün “La Masia” disiplini ile yetişmiş daha hızlı koşan daha çok şut çeken fiziksel çalışma planı ile yıldızlaştırılmış futbol fenomenlerimiz var.
 
 
Her ne kadar bu dönüşüm nispeten romantik futbol dünyasının son nesli olan bizleri mutlu etmeyen bir sistematik dönüşüm olsa da futbol demek gol demek se gol demek başarı demekse kaçınılmaz bir süreç. Bu süreci geriye döndürmek bile istesek bugünkü futbol dünyasında var olmak, var olmak içinde bu sürece uyum sağlamak gerekiyor.  O zaman Türk futbolu olarak bu dünyada var olmak istiyorsak futbol yatırımcılarından yatırım almalı ve bu yatırımları doğru kullanmalıyız.
 
 
Yeniden Türk futbolunun güncel durumuna döner isek aldığı yatırımları alt alta sıralarsak karşılaştığımız trajik sonuç Türk futbolunun para etmediğidir. Çünkü Türk Futbolunun en büyük yatırımcısı ne yazık ki sadece ve sadece devlettir. Süper Toto, Ptt, Avea, Türk Telekom ve TMSF yönetiminde Digiturk (ki onunda vereceği parayı onun yerine TFF veriyor) tamamı devletin kaynaklarını futbola aktarmaktadır. Gerçek yatırımcı Türk futboluna para harcamamaktadır. Bugün anlı şanlı takımlar forma reklamı dahi bulamamaktadır. Bjksporlu arkadaşlar hemen atlayıp Vodafone örneğini verebilirler. Ama belki de dünyanın lokasyonu en güzel stadını pazarlayıp o sponsorluğu aldıklarını gözden kaçırmış olurlar.
 
 
Pekiyi sorun ne dünya futboluna sorgusuz sualsiz milyar dolarlar akıtan futbol yatırımcıları, neden Avrupa’nın en büyük tüketici Pazarı olan Türkiye’nin futboluna karşı duyarsızlar. Çok net ve tek sebebi var.  Yatırımcılar yatırım yaptıkları her sektörde olduğu gibi bu sektör de de her şeyin sektör dengeleri ile ilerlemesini istiyorlar. Yani “Adil Oyun” diye Türkçeleştirdiğimiz “Fair Play” kavramının geçerli olduğu yaptıkları yatırımların sadece ve sadece bu düzen içerisinde ki etkenler ile başarılı veya başarısız olduğu bir ortam tercih ediyorlar. Futbolu futbol yapan en önemli kavramı çok net ortaya koyan benim de çok sevdiğim bir önermedir. “Yeryüzünde farenin kediyi yendiği iki yer vardır birincisi çizgi film ikincisi futbol.”
 
 
İşte futbol yatırımcısı farenin kediyi yenme ihtimaline yatırım yapmaktadır. Ancak Türkiye’de kurulan futbol düzeninde böyle bir olasılık mümkün değildir. Çünkü Türk futbolunun tüm düzeni fareye şans yaratmak için değil kediyi semirtmek üzerine kurulmuştur.
 
 
Devlet eliyle oluşturulan gelirlerin paylaşımı, şike, doping, vb gayri ahlaki durumlarda futbol adaletini sağlamakla sorumlu kurumların aldığı tavır, yeşil sahaya müdahale etmek üzerine kurulu hakem kararı, saha kapatma cezası vb skor tabelasına etki eden yaptırımlar, affedilen vergi borçları, uefa kriterlerine göre lisans alamayan kulüplere kanunlara yapılan yamalarla servis edilen lisanslar, daha sayacağımız onlarca haksız rekabet yaratıcı devlet ve federasyon eliyle yapılan uygulamaların tamamı kediyi semirtme amacı taşımaktadır.
 
 
İş böyle olunca yatırımcıya da iki yol kalmaktadır. Ya kediye yatırım yapmak ya da bu ülkeye hiç bulaşmamak, haksız rekabetle başarıya ulaşmaya alışmış kedilerde kendi çöplüğünden başka yerde bir halt yiyemeyince o zaman tek yol Türk Futboluna bulaşmamak. Doğal sonuç beş para etmeyen her geçen gün aşama aşama yok olmaya mahkum TÜRK FUTBOLU.
 
 
Buradan Göztepe özeline gelirsek, Göztepe son 15 yılda para etmeyen Türk Futbolunun aksinepara eden bir marka olarak yeni bir sezona daha hazırlanmaktadır. Semirtilmiş bir kedi olmamasına rağmen, siyasiler tarafından gidin bu kulübe yönetici olun talimatı verilmemesine rağmen, şaşırtıcı bir fenomen olarak yatırımcı bulmaya devam etmektedir.
 
 
Bunun sebebi bence Göztepe’nin Türk Futbolunun mevcut düzenine karşı aykırı duruşudur. Bugün ister fare olsun ister semirtilmiş kedi, paralı başkanı, sağlam sponsoru bulunca vidaları gevşeyen tüm camiaların aksine, gerisini ötesini düşünmeden kim olursa olsun tavrını tepkisini ortaya koyan bir camia Göztepe. Çünkü 1925 te isyanla kurulan ve o günden bu güne isyanla büyüyen ve beslenen bir yapı.
 
 
Amatör Kümede Tesisine Kulüp Binasına girilemeyen kadrosunda futbolcusu olmayan alt yapısında öğrencisi olmayan Göztepe'ye 1 milyon dolar ödeyerek yönetici olan Altınbaş grubunun geçen süre boyunca en büyük şikâyeti dilediği gibi davranamamak sert eleştirilmek ve bu sebeple yönetici dayandıramadığını söylemek olmuştur. 2 ligde tesisiyle alt yapısıyla üst yapısıyla idari kadrolarıyla hazır olan son düzlükte hakem hatası ile üst lige çıkma şansını yitiren Göztepe'ye yönetici olmak için 7-8 milyon dolar ödeyenlerinde aynı yolu izlerlerse en büyük şikâyeti aynı konular olacaktır.
 
 
İşte yaşanan süreç ispatlamıştır ki yöneticisi kim olursa olsun bu kulübün sahibi Göztepelilerdir. Bu kulüp Göztepe'lilerin istek ve duyarlılıklarına göre yönetilir yoksa yönetilemez. İşte bu nedenle alınıp satılan şey Göztepe değil Göztepe'ye yönetici olabilme hakkıdır. Türkiye'de kulüp için harcayacağı paralar dışında sırf Yöneticisi olabilmek için bu kadar yüksek paralar ödenen tek kulüp GÖZTEPE'dir.
 
 
Bu yapı başta yatırımcı için itici gelse de esasında yatırımcının istediği dinamizmin ta kendisidir, para etmeyen Türk Futbolunun para eden isyankarı Göztepe.
 
 
Bu durum doğal olarak Göztepe’ye ayrı bir görev ayrı bir sorumluluk yüklemektedir. Göztepe başarılı olacaksa semirtilmiş kedi olarak değil, semirtilmiş kedileri tokatlayan fare olarak başarılı olmalıdır. Para etmeyen Türk futbolunun para etmeyen sistem takımlarından biri değil Türk futbolunu dönüştüren yeniden para eden bir futbol ülkesine dönüştüren bir takım olmalıdır. Pekiyi olabilir mi?
 
 
2 aylık sürecin ortaya koyduğu tablo şu şekildedir.
 
Göztepe hayallerinin başkanına kavuşmuştur. Kulübün yan binasında büyümüş, 90’lı yılların başlarında kendi halinde bir özel sektör çalışanı iken kulübüne üye olmuş, sonra dünyanın dev şirketlerinde çalışmış, dünyanın önemli şirketlerini kendi çabasıyla kurmuş geliştirmiş, iş hayatında çarpıcı bir başarıya ulaşmış, halen dünya sıralamasında yeri olan bir ekonomik güce sahip bir başkan.
 
 
Bütün bu ego yükselticilere rağmen başkan olduktan sonra önce gönüllülerle yol almayı seçen, nizam dayısından işadamına yakın temas yapan, kombine fiyatını, forma şeklini tribünlere belirleten ama bir yandan da herkes tarafından bir üst ligin üstünde bir yatırımla takım kuran bir başkan.
İşte bu kısa dönem performansı ve kişisel özellikleri Sn.Mehmet Sepil’in ortaya çıkardığı gerçek yukarıda uzun uzun bahsettiğimiz Türk Futbolunu dönüştüren ve kurtaran GÖZTEPE olacaksa en doğru dönem bu dönemdir.
 
 
Göztepe önümüzdeki 10 senelik dönemde önce kendisini sonra Türk Futbolunu dönüştürerek 2025 yılında Dünyanın önde gelen, para eden, sponsor çeken, TÜRK FUTBOLUNUN lideri ve lokomotifi GÖZTEPE’si olmalıdır. Ve bunu da isyankar ruhunu Türk Futboluna aykırı gelen yapısını bozmadan ondan enerji alarak oluşturmalıdır.
 
 
Bunu başarmak kuşkusuz çok zordur. Bunu Başkan Sepil ve pazardan pazara çıkılan çimdeki başarıya endeksli Göztepe tribünlerinin başarması imkansızdır.
 
Bunu ancak;
 
Lider Sepil ve o liderin altında 2025 vizyonuna baş koymuş büyük Göztepe Taraftarının oluşturduğu büyük birliktelik başaracaktır.
 
Bu büyük birlikteliği oluşturabilmek içinde yarın sabahtan itibaren camiamızdaki her birey şapkasını önüne koyup geçmiş hatalarını tespit edip bunları tekrarlamamayı sağlaması, Sn. Sepil başta olmak üzere tüm yönetim kadrolarının da her dakikasını Göztepe’yi Göztepe yapan bu isyankar ruhu değiştirmeye değil, anlamaya ve yararlanmaya çalışmaya ayırması gerekmektedir.
 
SÜPER LİGDE 2.000 KİŞİYE DEĞİL AMATÖR KÜMEDE 20.000 KİŞİYE OYNAYAN GÖZTEPE’NİN ve İMKB BORSASININ HİKAYE ŞİRKETİNİ DEĞİL LONDRA BORSASININ TÜRK ŞİRKETİNİ YARATAN SEPİL’İN VİZYONU BUDUR.
 
İlk günden bugüne bugünden sonsuza HERŞEY TEK BÜYÜK GÖZTEPE İÇİN.
 
Alayına İsyan İnadına Göztepe.
 
Özkan Cengiz
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
 
 

YORUMLAR

KÖŞE YAZILARI

  • TEK BÜYÜK GÖZTEPE… TEK BÜYÜK GÖZTEPE…
    Written by Özkan Cengiz 15 Aralık 2014
    Özkan Cengiz ozkan@ozkancengiz.net Dört maçlık periyodun sonuna geldik, devre arasına girdik. Dört maçın başında hedefi 12 puan olarak belirlemiştik. Dürüst davranmak gerekirse 10 puana da razıydık ama sekiz puanla tamamladık. Olaya başka bir açıdan bakarsak 12 puanla lider olacağımızı düşünüyorduk...
  • Rahat Mı Batıyor? Rahat Mı Batıyor?
    Written by Özkan Cengiz 16 Kasım 2014
    Özkan Cengiz ozkan@ozkancengiz.net Rahat mı Batıyor? Bu hafta iş hayatımın en zor haftalarından birini geçirdim. Bu sebeple sosyal medya, Göztepe medyası vb Göztepe kaynaklarından uzaktım. Haftalık olağan telefon Göztepe geyiklerimi de yapamadım. Göztepe ile ilgili whats up gruplarındaki okunmayan...
  • Türk Sporunun Güvencesi GÖZTEPE! Türk Sporunun Güvencesi GÖZTEPE!
    Written by Özkan Cengiz 28 Ekim 2014
    Özkan Cengiz ozkan@ozkancengiz.net İlk önce bilmeyenler için kısaca özetleyelim. Bugün 28.10.2014 tarihinde Cizre stadında bir maç oynandı. Cizre stadı neresi derseniz iki gün önce ilk özerklik ilanı diye geçilen haberlerde yer alan iki mahallenin ortasında yer alan stad, maça Göztepe kafilesi futb...
  • Göztepe Her Zaman ki Gibi mi? Göztepe Her Zaman ki Gibi mi?
    Written by Özkan Cengiz 22 Ekim 2014
    Özkan Cengiz ozkan@ozkancengiz.net Pazartesi günü gerek gazetelerin, gerek sosyal medyanın, gerek Göztepe medyasının tepkisi birbirine benziyordu. Göztepe her zamanki gibi! Sezonu aynı hocayla bitirememe geleneği devam ediyor, bunun yanında geçen seneki Özgür Zengin’in görevden alınmasına benzer ya...
Diğer yazılar:

Diğer başlıklar

Twitter